Adam bir iş seyahatindeyken, hırsızlar evine girmiş. Evi yakmış ve oğlunu kaçırmışlar. Baba eve döndüğünde, evinin kül olduğunu ve oğlunun da yanıp ondan geriye sadece yalnızca küllerinin kaldığını düşünmüş. Kalbi kırılan baba, külleri toplamış ve yanından hiç ayırmadığı çok güzel bir kavanoza koymuş. Biraz zaman geçmiş, oğlu hırsızların elinden kaçmış ve eve, babasına koşmuş. Gece geç saatte eve gelen çocuk kapıyı çalmış. Baba derin uykusundan uyanmış ve seslenmiş: “Kim o?”. Oğlu yanıtlamış: “Benim, baba, oğlun!”. Acıyla öfkelenen baba, kötü kalpli bir çocuğun ona numara yaptığını düşünerek, oğlunu kapıdan kovmuş. Oğlu kendini anlatmaya çalışmış, ama baba dinlememiş. Sonunda çocuk bir daha dönmemek üzere oradan ayrılmış…

Bu hikâyede de olduğu gibi çoğu kez ön yargılarımız bizi mutsuz edecek sonuçlar oluşturur. Babanın çocuğunun öldüğüne dair bir ön yargısı olmasaydı hikâye mutlu sonla bitecekti. Hayatlarımızdaki ön yargılarımız da bizi mutsuz eder. Bir fanusun içine sıkışmamıza neden olur. Sorunlarımızı çözme konusunda çoğu zaman bizi çaresiz bırakır. Ön yargılar insanları yalnızlaştırır, özgürlüğünü kısıtlar, ruhsal çöküntülere neden olur, çoğu zaman da başarısız olmamıza neden olur. Çevremizde birçok insan da ön yargı içeren cümleler duyarız. Kilo ve sigarayla ilgili cümleler de bunlardandır: Devamını oku »

Kendinize söz verdiğiniz için, yine en başta kendinize karşı ciddî bir sorumluluk hissedersiniz. Hedeflerinizden başkalarına da söz ettiyseniz, artık sizin için heyecan ve gerilim dolu günler başlamış demektir. Herkes size, hedeflerinizi ve ettiğiniz büyük lafları hatırlatmaya başlar. Size hedeflerinizi hatırlatan bazı kişiler bunu, sizinle hoşça vakit geçirmek, diğer bazıları da size destek ve moral vermek için yaparlar.

Çevrenizdeki insanların bir kısmı da seyircilerdir. Size destek vermek için ipi göğüslemenizi beklerler. Böyle yapmakla kısmen haklılardır da. Çünkü hayallerinden söz eden, ama bunları hedefler hâline getirmeyen veya hedeflerinin bedelini ödemeyen veya ödeyemeyen bir çok insan görmüşlerdir. Size destek olmak için, sizin biraz da olsa yol aldığınızı ve bir yerlere geldiğinizi görmek isterler. Öte yandan, aslında size destek olmak konusunda öncelikli anlamda sorumlu olan bazıları da olumsuz şeyler söylerler veya daha kötüsü inadına ilgisiz dururlar. Çünkü hedefleriniz, onlar için anlamlı değildirler. Sizi kendi formatlarına uygun görmezler veya hayallerinizi utanıp – sıkılmadan ifade edişinizdeki cesaret onları kıskançlığa itmektedir. Devamını oku »

Kendini kanıtlama uğraşında istediğini elde ettiğinde ve dünya seni baş tacı yaptığında, aynaya gidip kendine bir bak ve o kişiye kulak ver. Çünkü senin hakkında hüküm vermesi gereken arkadaşın, baban, annen ya da eşin değil. Yaşamında en belirleyici olan, aynadan sana bakan kişidir. Devamını oku »

Bazen yıldızları süpürürsün farkında olmadan
Güneş kucağındadır bilemezsin
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür
Ciğerinde kuruludur orkestra duymazsın
Uçar, gider koşsan da tutamazsın”

William Shakespeare

Sabah 06.30, telefonumun hafta içi alarmı çalıyor. Kalkmak istemiyorum. Ve… 10 dakika sonra yeniden alarm. Alarm müziğim ise Gökhan Kırdar – Üstüme Basıp Geçme. Ne çok dinlemiştim bir ara. Bir hatırası bile yoktu oysa ve artık kalkmam gerek. Alarmı ileri ata ata saat 07.00′yi çoktan geçmiş bile. Yorgun bir uyanış. Alıştığım bir varlığın birden hayatımdan çıkışı. Hafifleyeceğime daha ağırım sanki artık. Her sabah yüzümü yıkadıktan sonra düğmesine bastığım kettle’ı bile kullanmamışım uzun zamandır. Devamını oku »

Amerika’da Robert Fulton’un Clament adındaki ilk buhar gemisi, Hudson Nehri’nde ilk seferine hazırlanıyordu. Nehrin iki yakasında, bu tarihi hadiseyi görmek için on binlerce insan toplanmıştı.

Seyircilerden biri karamsar, yaşlı bir çiftçiydi. “Gemiyi yürütmeyi asla başaramayacaklar.” diyordu. Fakat gemi çalışmıştı, sürati gittikçe arttı. Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan duman koyulaştı. Kalabalık halk bu büyük başarıyı çılgınca alkışladı. Karamsar, yaşlı çiftçi ise gördüklerine inanmazcasına başını iki yana sallayarak, “Ama gemiyi asla durduramazlar.” diyordu. Devamını oku »