İpin ucu kaçar bazen elinizden…

Ya tutunduğunuz şey sizden uzaklaşmaya başlar. Ya da siz tutunduğunuz şeyden uzaklaşmaya başlarsınız. Sanki dipsiz bir kuyu vardır ve ipin ucundaki elinizden kayar gider… Arkasından bakakalırsınız, tutunduğunuz şeyler elinizden yavaşça kayıp giderken… Böyle zamanlarda bir başına kaldığını düşünür insan. Hayatın anlamsızlaştığını, yaşamaya değer olmadığını düşünür durur. Çoğunlukla isyan eder yaşama ve yaşamına. İçsel konuşmalarında Tanrı’ya hep aynı soruyu sorar: “Beni neden yarattın Tanrım? Acı çekmek için mi? Herkes bu kadar mutluyken ben neden mutsuzum?” Hayata küskünlük bazen yıllarını alabilir insanın.

Geçenler de bir yazı okumuştum. “Hayatın kitap olsa, o kitabı sever miydin? Senin başucu kitabın olur muydu? Konuşurken, yazarken onu referans alır mıydın? Yoksa görmezden gelir, inkâr eder, utanır mıydın?” diyordu. Devamını oku »

Anaokullarında yaptığımız Dahi Çocuk Bilim Sevgisi ve Yaşam Bilgisi Geliştirme Programı diye bir program var. Bu program kapsamında çocuklarla birçok deney yapıyoruz. Deneylerden bir tanesi şöyle: Bir leğenin içine su koyuyoruz. Üstüne de bütün yüzeyi kaplayacak kadar karabiber döküyoruz. Sonra çocukların her birine bir sabun kalıbı veriyoruz. Sabun kalıplarını ucundan karabiberli suya dokunduruyorlar. Dokundurdukları anda inanılmaz bir şey oluyor; karabiberler sabunun suya dokunduğu yerden kaçışıyorlar. Eğer sabunun ucu suyun içinde gezdirilecek olursa bütün karabiberler leğenin yan çeperlerine doğru kaçışıyorlar. Neden böyle oluyor? Çocuklara biz şöyle açıklıyoruz. Bu karabiberler sizin elinizdeki mikroplar ve bunlar suya tutunabiliyorlar. Ancak sabun suyu kayganlaştırıyor ve mikroplar da kaçışıyorlar. Daha bilimsel açıklaması şöyle; karabiberler suyun yüzey gerilimine tutunuyorlar; sabun yüzey gerilimini kırınca karabiberler de henüz yüzey gerilimi kırılmamış noktalara doğru ilerliyorlar. Devamını oku »

Hayatınızda nelerin şuan olduğu gibi olmamasını isterdiniz? Ya da neleri yapmamış (yapamamış) olmanın sıkıntısını yaşıyorsunuz içinizde? Hayatta istediklerinizi yapmak için elinizden geleni yapıyor musunuz? Yoksa çok düşünmeden, hayal etmeden idareten mi yaşıyorsunuz?

Hayal et, hisset, azmet ve sonuçlandır!

“Gençlik dönemlerimde elime mikrofon olarak tarak alırdım ve evde sanki bir konser alanındaymışım gibi düşünerek şarkılar söylerdim. O zamanlarda bunu hayal etmek benim için çok önemliydi.” demişti İzel bir röportajında. Farkında mısınız ne kadar çok hayal ürünüyle yaşıyoruz? Yanımızdan ayırmadığımız cep telefonlarımız, iş hayatımızda en çok gereksinim duyduğumuz dizüstü bilgisayarlarımız, beğendiğimiz filmler, bindiğimiz arabalar… Tüm bunlar bir zamanlar birilerinin hayalleriydi aslında. Bizlerin bu! Gerçeklerle tanışmamız birilerinin hayalleri sayesinde oldu. Devamını oku »

Sokağın başında oturmuş bir adam… Üstü başı yırtık… Kocaman bir çöpü karıştırmaktan yorgun düşmüş. Ölüme beş kala… Yaşamı bir saat geçmiş.

Adam bizim en yakın dostumuzdur aslında. Güzel bir yemekten sonra kalanları sadece o bilir. Sevgilimize aldığımız hediyenin paketidir elindeki. Kazayla kırdığımız bardağı bir o bilir. Boş parfüm kokusunu son koklayan onun burnu değil midir? Eskicinin bile almadığı eşyalarımız onun sırtında olamaz mı? Böyle bir adamı görmeyeniniz var mı? Hani yanından geçerken korktuğumuz, üzerinden kötü kokular gelen, bize bir şey soracak olsa çekinerek cevap verdiğimiz o adam… Çöpün yanında oturan adam… Devamını oku »

“Resilience” İngilizce bir kelime. Türkçe karşılığı birden fazla kelimeyle açıklanıyor: Direnç, çabuk iyileşme gücü, zorlukları yenme gücü, esneklik, elastikiyet, sağlamlık. Herhangi bir müdahaleyi takiben eski haline dönme kabiliyeti.

Ben yazı boyunca “dayanıklılık” olarak kullanacağım ama siz bundan fazlası olduğunu biliyor olacaksınız. “Dayanıklılık”, kökenini psikolojiden alıyor. Pozitif psikoloji akımının gelişmesiyle birlikte araştırmalar artıyor. Özellikle sıkıntılı ve zorlu koşullarda büyüyen çocukların, psikolojik ve fiziksel olarak sağlıklı kalan ve başarılı olanları inceleniyor. Savaş ortamında büyüyen, ruh sağlığı bozuk ebeveynlerle birlikte veya açlıkla büyüyen çocuklar. Devamını oku »