Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldi, komşu ülkelerin hekimleri de çağırıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı. Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi. Adamları koşuşturdu. Ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan varsa toplayıp getirdiler. Falcılar, büyücüler hükümdara tek tek baktılar, bildikleri bütün numaraları yaptılar, ama hiçbiri herhangi bir iyileşme sağlayamadı.
Hükümdar artık iyiden iyiye umutsuzluğa düşmüşken günün birinde sarayının kapısına bir yaşlı kadın geldi. Bu kadın hükümdarın derdini nasıl çözeceğini bildiğini söylüyordu! Yaşlı kadını hükümdarın yanına götürdüler. Hükümdar yatağında doğrulamadan, “Söyle kadın!” diye güç bela konuştu: “Neymiş senin çaren!” Kadın bildiği çareyi anlattı: “Adamlarınız ülkeyi dolaşacak, ülkenin en mutlu adamını bulacak, onun gömleğini alacak ve size getirecek. Siz de bu gömleği giyince iyileşeceksiniz.” Devamını oku »
“Kapıyı hızlı çarpıp çıkma! Geri dönmek zorunda kalabilirsin.” demiş büyüklerimiz. “Kapıdan kapıya değişir.” diye düşünebilirsiniz. Değişmez aslında. Bazen öfke, hırs ya da intikam, kalbinizi kapının çarpma hızından daha hızlı çarpar.
Sevgilinizi, işinizi ya da en iyi arkadaşınızı terk ederken çarptığınız kapılar aynıdır. Hepsinde geride bıraktığınız insanlar vardır. Onları “sizsizliğe” mahkûm edip mutlu olurken, farkında olmadan kendinizi de onlardan “eksiltmiş”" olursunuz.
Bazen çarpma öncesinde “neden” sorusu gelir. Gelmezse bilin ki çarptığınız kapı bir daha size hiç açılmayacaktır. Hayat politika gibi değildir. Pişkinlik ve yüzsüzlük kaldırmaz. Pişmanlığa bile esnekliği çok azdır. Terazisi, “çıkarlardan” çok, “duygularla” tartar. Kefenin birine kırık bir kalp koyduğunuzda, diğerine ne koyarsanız koyun dengelemez. Kalp cam gibidir. Kırıkları yapıştırsanız da izleri yok edemezsiniz. Devamını oku »
“Boynumu büktüğüme aldanmayın, ben üzgün değilim.” dedi kuğu. “Biliyorum, ne kadar güzelim ama farklıyım ya ben… Anladım ki onlardan değilim. İşte o yüzden ben yalnızım… Çünkü ben ayrıca’yım.” “Lâkin!” diye durakladı: “Hep korktum yalnız kalmaktan, sevilmemekten ve dışlanmaktan hep kaçındım. Eksikliğini duyacağım diye endişelendim onların. Anlayamadım yalnızlığımla bir olacaklarımı ben!” dedi, “Belki de bilinmezden korkuyorum.”
Gülümsedi yaşlı adam şefkat dolu gözlerle: “Kalabalıkların içinde sahte yalnızlığını paylaşabilirsin belki ama…” dedi. “Sen eğer gerçekten bilemezsen kendini ve hala özenirsen diğerlerine, onlar gibi olmak uğruna kendi güzelliğini görmezden gelirsen, aslında kendinle bir olacaklardan vazgeçersin. Sen güzel kuğu, eksikliğin endişesiyle kalabalıklara gömülürken sen, yalnızlığın getireceği bolluktan vazgeçersin. Sen izin verdikçe kendine, seninle bir olacak her şey bereketle.” ve ekledi: “O yalnızlık dediğin sadece ayrıca’lık. Kendini kalabalıklarla kısıtlama ve yalnızlığın sınırsızlığında bolluğu yaşa.” Devamını oku »
Japon düşünür Masumi Toyotome’nin sevgi üzerine söyledikleri:
“Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir.” diye başlıyor Toyotome. “Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?” diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor.
“Sevgi üç türlüdür.” Birincinin adı: Eğer türü sevgi… Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor:
“Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.”
Toyotome, “En çok rastlanan sevgi türü budur.” diyor. Bir şarta bağlı, karşılık bekleyen sevgi. “Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu.” diyor yazar. “Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.” Yazara göre evliliklerin pek çoğu eğer türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil; hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne âşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. Devamını oku »
Size bir şey sormak istiyorum, demişti: “Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı?” “Ben de sana bir şey sorayım.” dedim. “Denizdekiler mi çok, yoksa kaçırdığın balıklar mı?”
Denizde, kaç balık olur? Ama oltan, bir tanedir! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sınırlıdır. Oltan bir tanedir; ama deniz balık doludur! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sana bağlıdır.
Tarlaya kürek batırmak gerçektir; fakat tohum atmak hayal… Denize kova daldırmak gerçektir; fakat olta atmak hayal…
Hayal kırıklıkları olmasa, hayallerin kıymeti olur muydu? Senin çaban, bunun için kıymetli; alın terini değerli kılan bu… İyi ki, balıklar gibi deniz suyunda beslenmiyorsun da; balık tutman gerekli… İyi ki, solucanlar gibi besinin toprak değil de; toprağın cevabını bekliyorsun… Devamını oku »