Futbolcular maçtan önce soyunma odasına girer. Formalarını özenle giymeye başlarlar. Ardından da ısınma hareketleri yaparlar. Sanatçılar, sahneye çıkmadan önce makyajlarını, saçlarını yaptırır. Sahne giysilerini giyerler. Şarkıcılarsa seslerini açmak için ılık bir çay içerler. Tiyatrocularsa repliklerine göz atarlar bir yandan. Futbolcular çıkış tüneline ilerlerler, sanatçılar da sahneye doğru…

Siz nasıl hazırlanıyorsunuz başlayan güne? Giyindiniz ve şimdi sizi çözülmesi gereken sorunlar, yapılması gereken işler bekliyor dışarıda. Okulda, işte ya da bir seyahatin sonunda. Sınavlarınız, toplantılarınız, alacaklarınız verecekleriniz, görüşmeleriniz var. Off! Ne kadar da zor değil mi? Değil! Sorunları nasıl çözümleyeceksiniz, engelleri nasıl aşacaksınız? Bütün işlerinizi bir güne nasıl sığdıracaksınız?

Önce dağ büyüklüğünde gözüken her şeyi bir taş parçası boyutuna indirdiğinizi düşünün. O taşı cebinize koyduğunuzu hayal edin. Aynada kendinizle göz göze gelin:

“Günaydın! Nasılsın? Heyecanlanma, bugün her şeyin üstesinden geleceksin, göreyim seni” deyin, aynadaki size. Göz kırpmayı da ihmal etmeyin. Evin çıkış kapısına ilerleyin. İşte tünelin ucundasınız. Sokağa hafif hafif koşarak çıkın. Stada çıkan futbolcu, sahneye adım atan sanatçı gibi. Tezahürat yok, evet. Hatta kimse dönüp bakmıyor bile size. Olsun… Siz tezahüratı duyduğunuzu düşünün. Günü “iyi oynamanız gerekiyor”. Gün içerisinde ele alacağınız her konuyu çözdüğünüz anı, bundan duyacağınız keyfi hayal etmeyi de ihmal etmeyin bu arada. Yüksek atlamacıların, çıtaya doğru koşmadan önce nasıl konsantre olduklarını anımsıyorsunuz değil mi? Çıtaya doğru koştuklarını, adımlarını ölçtüklerini, çıtanın önünde yükselir gibi yaptıklarını ve düşer gibi yapıp rahatladıklarını yani. İşte siz de yapacağınız her işin öncesinde, otuz saniye süreyle böyle yoğunlaşın. Ve sonra bütün dikkatinizi işinize verin. Engeli aşacaksınız.

Hayatınızın düşlerini, iyi anlarını, reklam filmlerindeki gibi emeklilik zamanınıza ertelemeyin. Sorunsuz bir hayat olsaydı inanın canınız çok sıkılırdı. Dünyayı, dinleneceğiniz bir hastane odası olarak görmeyin. Hayat oyununda, tek başına yapacağınız hareketlerin iyiliği kadar, ekip oyununa katkınızı da düşünün. Bencillik yapmayın. Daha iyi durumda olanlara pas yani fırsat ve olanak verin. Günü, yenildik ama önümüzdeki günlere bakacağız nakaratıyla tamamlamazsınız böylece. Haydi, gün sizi bekliyor. Romalı devlet adamı, filozof, hatip, tragedyacı Seneca, (M.Ö.4-M.S.65) Lucilius’a Mektuplar’ında şöyle der, biz de çağlar sonrasından katılırız ona:

“Hayat bir oyuna benzer. Uzunluğu değil, iyi oynanıp oynanmadığı önemlidir.”

Bu Sayfayı Yazdır Bu Sayfayı Yazdır