<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sanal Dünya Üzerine Karalamalar</title>
	<atom:link href="http://www.destinam.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.destinam.net</link>
	<description>Kişisel gelişim üzerine makalelerin yayımlandığı web günlüğü.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 18:55:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
		<item>
		<title>Farklılıkları fark edin, fark yaratın!</title>
		<link>http://www.destinam.net/farkliliklari-fark-edin-fark-yaratin</link>
		<comments>http://www.destinam.net/farkliliklari-fark-edin-fark-yaratin#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 18:55:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Belgin Öğrek]]></category>
		<category><![CDATA[davranış biçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[davranış kalıpları]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel alışkanlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar, dış dünyadan gelen mesajları beş duyuları ve algısal filtreleri aracılığıyla süzgeçten geçirerek içeri alırlar. Hepimiz bu mesajları kendi dünyamızda kendi genellemelerimiz, dil kalıplarımız, değerlerimiz ve deneyimlerimiz doğrultusunda işleriz. İşlenen bilgi, dış dünyaya kullandığımız sözel dil ve beden dili olarak geri döner. Dış dünyadan gelen mesajları aynı zihinsel kalıpları kullanarak işlediğimiz zaman, kendimizi aynı davranış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar, dış dünyadan gelen mesajları beş duyuları ve algısal filtreleri aracılığıyla süzgeçten geçirerek içeri alırlar. Hepimiz bu mesajları kendi dünyamızda kendi genellemelerimiz, dil kalıplarımız, değerlerimiz ve deneyimlerimiz doğrultusunda işleriz. İşlenen bilgi, dış dünyaya kullandığımız sözel dil ve beden dili olarak geri döner. Dış dünyadan gelen mesajları aynı zihinsel kalıpları kullanarak işlediğimiz zaman, kendimizi aynı davranış kalıplarını kullanarak gerçekleştirmiş oluruz. Kişilik özellikleri olarak tanımlanan bu davranış kalıpları, rutin zihinsel alışkanlıklarımızın rutin sonuçlarıdır.</p>
<p>İnsanlar davranış kalıpları açısından farklılıklar gösterirler. Gerek özel yaşamımızda, gerekse iş hayatımızda karşılaştığımız insanların farklılıklar göstermesi, bir orkestrada birbirinden farklı enstrümanların yer alması kadar doğaldır. Her biri ayrı ses çıkarmasına rağmen bir arada oluşturdukları uyum sonucu ortaya çıkan melodi mükemmeldir.<span id="more-314"></span></p>
<p>Farklılıkları fark etmek, yani kendimizin ve çevremizdekilerin kullandıkları kalıpları anlamak; iletişim, motivasyon, verimlilik dâhil pek çok alanda fark yaratır. İş yerinde, okulda, aile ve arkadaş çevremizde ilişkilerimiz güçlenir, performansımız artar. Bu kalıpların farkına varamadığımız durumlarda ise aynı tür sorunları tekrar tekrar yaşarız. Bu sorunları kaderimiz gibi kabul ederiz. &#8220;Bu tür insanlar neden hep beni buluyor?&#8221; diyen insan sayısı küçümsenmeyecek kadar çoktur. İnsanların sıklıkla kullandığı bazı zihinsel alışkanlıklar şunlardır: </p>
<p><strong>Kurallar</strong></p>
<p>Bazı insanlar kurallar ile yaşamayı tercih ederler, prosedürlere harfiyen uyarlar. Şayet kurallar yoksa kendileri derhal oluştururlar. Kuralların sıkı sıkıya takip edildiği bir yerde verimlilik artar. Kimileri de kurallardan sıkılırlar. Kuralları esnetmenin, onları koşullara uydurmanın yollarını ararlar. Kendilerine tek tip kural yerine seçenekler sunulmasını tercih ederler. Prosedürlerin geçerli olduğu yerde yaratıcılıkları ve özgürlükleri kısıtlandığı için mutsuz olurlar.</p>
<p><strong>Değerlendirme</strong></p>
<p>Bazı insanlar herhangi bir konuda değerlendirme yaparken daha çok kendi fikirlerini esas alırlar. Yaptıkları bir işi öncelikle kendilerinin beğenmesi önemlidir. İç motivasyonları güçlüdür. Bazıları içinse başkalarının fikirleri daha önemlidir. Bunlar diğer insanların beğenisine, takdir etmesine çok önem verirler. &#8220;Başkaları ne der?&#8221; endişesi taşırlar. Dış motivasyonları güçlüdür.</p>
<p><strong>Harekete Geçmek</strong></p>
<p>Bazı insanlar girişimcidir. Bir işin kendilerine söylenmesini beklemeden harekete geçerler. Çok düşünmezler. Risk alırlar. &#8220;Denize atlamadan yüzme öğrenilmez.&#8221; diyen bu kişiler önlerine çıkacak problemleri önceden düşünmezler. Sorun çıktığı zaman çözmekten yanadırlar. Kimilerine de bir işi yapmaları için mutlaka birilerinin onlara söylemesi gerekir. Sadece söylenenleri yaparlar. İnisiyatif kullanmayı, risk almayı tercih etmezler. Bir işe başlamadan önce olası problemleri düşünürler. &#8220;Biraz bekleyelim, düşünelim.&#8221;, &#8220;Önce başkaları yapsın, bir görelim.&#8221; gibi&#8230;</p>
<p><strong>Motivasyon Yönü</strong></p>
<p>Bazı kişiler olumlu ve güzel hedeflere yönelik motive olurlar. Onları motive etmek için kendilerine neler kazanacaklarını söylemeniz yeterlidir. Örneğin; &#8220;İleri düzeyde İngilizce öğrenmek sana çok iyi bir kariyer kazandırır.&#8221;, &#8220;“İşe erken gidersem takdir edilirim.&#8221;, &#8220;Sigarayı bırakırsan iyi nefes alırsın, sağlıklı olursun.&#8221; gibi olumlu resimler bu kişileri motive eder. Kimileri ise başıma bir sıkıntı gelmesin düşüncesiyle motive olurlar. Örneğin, bir çalışan işe ödüllendirilmek için erken giderken, diğeri cezalandırılmaktan korktuğu için erken gitmeyi tercih eder. Sonuçta her ikisi de işe aynı şeyi yaparlar; ancak kendilerini motive etme biçimleri farklıdır. Biri kariyerinde ilerleme yapmak için çok çalışırken, diğeri işsiz kalırsam ne yaparım kaygısıyla çok çalışır. Biri daha sağlıklı olmak için sigarayı bırakır, diğeri hastalanmaktan korktuğu için&#8230; </p>
<p><strong>Düşünce Boyutu</strong></p>
<p>Bazı insanlar büyük çerçeveler halinde düşünürler. Resmin bütününü görürler. Fikir üretirler. Yaratıcıdırlar. Ancak bir projeyi detaylandırmak veya ayrıntılar ile meşgul olmaktan hoşlanmazlar. &#8220;Detayları sonra görüşürüz.&#8221; diyerek önce bütünü oluşturmayı tercih ederler. Bazıları ise detaycıdırlar, bir işe önce ayrıntılarından başlamayı tercih ederler. Detaylar ile ilgilenirken, olayın bütününü kaçırabilirler.</p>
<p><strong>Odaklanma</strong></p>
<p>Bazı insanlar benzerliklere odaklanır. Bu nedenle ortama çabuk uyum sağlarlar. Diğerleri ise farklılıklara yoğunlaşır, bu nedenle ilişkilerinde sıkıntı yaşarlar. Bir seminerimde eşiyle birbirlerinden çok farklı olduğunu söyleyen bir bayana sordum: &#8220;Peki hiç benzerlikleriniz yok mu?&#8221; Bu alıştırmanın sonunda benzerliklerin çok daha fazla olduğunu fark edince kendisi de çok şaşırmıştı. Odağını değiştirince düşüncesi de değişti.</p>
<p><strong>Nabza Göre Şerbet Vermek</strong></p>
<p>Günlük dilimizde kişilik özellikleri olarak yer alan yukarıdaki zihinsel alışkanlıkları fark etmek, karşımızdakinin nasıl düşündüğünü anlamamızı sağlar. Böylece onu odaklandığı yerden farklı yöne baktırarak pek çok problemi oluşmadan önleyebiliriz.</p>
<p>Farklı zihinsel alışkanlıkları fark edebilmek; bir işyerinde, evlilikte, okulda fark yaratır. Farklı zihinsel alışkanlık ve davranış kalıplarına sahip olan kişilerin bir arada çalışması da çatışma yaratmak yerine kurumun verimliliğini artırır. Bunun için farklılıkları fark etmek, kişileri doğru yerlere yerleştirmek ve birbirlerinin kalıplarını anlamalarını sağlamak hangi ortamda olursa olsun, fark yaratacaktır.</p>
<p><strong>Belgin Öğrek</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/farkliliklari-fark-edin-fark-yaratin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seninle Olmanın En Güzel Yanı</title>
		<link>http://www.destinam.net/seninle-olmanin-en-guzel-yani</link>
		<comments>http://www.destinam.net/seninle-olmanin-en-guzel-yani#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 19:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[can yücel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=308</guid>
		<description><![CDATA[Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? &#8221;Seni seviyorum.&#8221; sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek. Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek, birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? </p>
<p>Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.</p>
<p>Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? </p>
<p>&#8221;Seni seviyorum.&#8221; sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.</p>
<p>Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? </p>
<p>Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek, birlikte ağlamak, gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek&#8230;<span id="more-308"></span></p>
<p>Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? </p>
<p>Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.</p>
<p>Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? </p>
<p>Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana&#8230; Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek&#8230; Aynı mekânlarda aynı yiyecekleri yemek.</p>
<p>Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? </p>
<p>Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara, aya anlatmak&#8230; Okuduğum kitabın sayfalarında, dinlediğim şarkıların, türkülerin, şiirlerin her mısrasında seni bulmak.</p>
<p>Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun? </p>
<p>Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.</p>
<p>Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? </p>
<p>Nereden bileceksin? </p>
<p>Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi&#8230; Isırmazdım dilimin ucunu&#8230; Özlemezdim seni yanımdayken. Kıskanmazdım. Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda&#8230; Yıldızlara, aya dert yanmaz; böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.</p>
<p>Korkmazdım seni kaybetmekten. Ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize&#8230; Ve her kulaçta haykırırdım seni. </p>
<p>Ama sen hiç benimle olmadın ki&#8230;</p>
<p>YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN&#8230;</p>
<p><strong>Can Yücel</strong></p>
<p><object width="560" height="420"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xcz1pt?width=560&#038;theme=none&#038;foreground=%23F7FFFD&#038;highlight=%23FFC300&#038;background=%23171D1B&#038;additionalInfos=1&#038;hideInfos=1&#038;start=&#038;animatedTitle=Sanal+D%C3%BCnya+%C3%9Czerine+Karalamalar%0Awww.destinam.net%0A&#038;autoPlay=0"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xcz1pt?width=560&#038;theme=none&#038;foreground=%23F7FFFD&#038;highlight=%23FFC300&#038;background=%23171D1B&#038;additionalInfos=1&#038;hideInfos=1&#038;start=&#038;animatedTitle=Sanal+D%C3%BCnya+%C3%9Czerine+Karalamalar%0Awww.destinam.net%0A&#038;autoPlay=0" width="560" height="420" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/seninle-olmanin-en-guzel-yani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paylaşmak İçin Yaşamak</title>
		<link>http://www.destinam.net/paylasmak-icin-yasamak</link>
		<comments>http://www.destinam.net/paylasmak-icin-yasamak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 19:05:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=305</guid>
		<description><![CDATA[Konserin en güzel anı… Biz parmak uçlarında, önümüzdeki kafalardan sıyrılıp cep telefonu ile çekim yapma telaşındayız. Hep tanışmak istediğimiz o kişinin yanındayız… Merak ettiğimiz bir şeyi sorup sohbet etmek yerine, biz resim çektirme derdindeyiz. Muhabbetin en güzel yeri. Biz gelen sms’lere cevap yazıyoruz. Yemeğin en lezzetli lokması. Biz cep telefonundaki bilmem ne uygulaması ile lokasyon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Konserin en güzel anı… Biz parmak uçlarında, önümüzdeki kafalardan sıyrılıp cep telefonu ile çekim yapma telaşındayız.</p>
<p>Hep tanışmak istediğimiz o kişinin yanındayız… Merak ettiğimiz bir şeyi sorup sohbet etmek yerine, biz resim çektirme derdindeyiz.</p>
<p>Muhabbetin en güzel yeri. Biz gelen sms’lere cevap yazıyoruz.</p>
<p>Yemeğin en lezzetli lokması. Biz cep telefonundaki bilmem ne uygulaması ile lokasyon bilgisi girme peşindeyiz.</p>
<p>Resim çekmekten gezdikleri yerin tadını çıkaramayan Japon turistlere benzemeye başladık!<span id="more-305"></span></p>
<p>Yahu beyin zaten en büyük kayıt aleti değil mi? Gördüklerini, duyduklarını alıyor o hafızaya. Sana bir anlam ifade edenleri de, zamanla daraltsa bile kayıt ettiği alanı, silmiyor.</p>
<p>O halde bir şeyi yaşarken neden bırakmıyorsun kendini o an’a. Kalması gereken kalır zaten! Kaçırdığın belki de nefesini kesecek bir an, farkında değilsin.</p>
<p>Çocuğumuzun doğumunu bile – dostlardan önce – internette paylaşma heyecanındayız. Bunun için öncesinden ‘teaser’ yapan anne ve babalar var: “İlk resimler, az sonra!” Gelen yorumları da tahmin ediyorsunuz: “Ay ne şekerrr!”</p>
<p>Gelecek ‘yorum’ ve ‘beğendi’ sayıları, bir şeyin kendisini yaşamaktan daha değerli olabilir mi?</p>
<p>iPhone ve benzeri telefonlar; Facebook, Twitter, YouTube ve Friendfeed benzeri siteler… Hepsinin katkısı büyük bu işte. Hepsi “sen yeter ki paylaş” diyor…</p>
<p>Şimdi bir de foursquare var mesela. Basıyorsun cep telefonuna, senin nerede olduğunu tanıyor, bak ben de buradayım diye ‘check-in’ yapıyorsun. O sırada orada veya yakınlarda olan kişileri görüyorsun. Bir yere ne kadar çok gidersen de, seni oranın valisi yapıyorlar!</p>
<p>İnsan kimin ne yaptığından bu denli haberdar olunca, kendini kötü hissettiği de olabiliyor zaman zaman. “Yahu herkes bir yerlerde, bir de benim şu halime bak! Nasıl hayat bu?”</p>
<p>Bu işin yan etkilerinden birisi! Ve başkaları da var doğal olarak.</p>
<p>Eskilerin sadece yakınları ile paylaştığı (ve belki de işte bu yüzden ‘yakın’ olduğu) konuları, şimdilerde dünyayla paylaşmayı seviyoruz. Hatta yatak odasına kadar! [Gece bitmeden 'etkinlik' twitter'a düşmüş, adam da performansını orada yazılanlarla ölçüyor!]</p>
<p>Aynı salonda oturup birbirine msn’den yazan sevgililer yumağı olduk! Birlikte film izlerken bile bir gözümüz bilgisayarda. Hatta uyumadan önce aynı yatakta kucaklarda birer laptop var ve bu normal!</p>
<p>Klavye tuşlarına dokunmak ‘ten’e dokunmakla; monitöre bakmaksa gözün içine bakmakla yarışır olmuş. [Ayrıca gelecekte sevişirken birbirimize mi dokunacağız sanki?]</p>
<p>Paylaşmaya genel anlamda, hele ki karşı tarafa değer katan içeriğe lafım yok tabi ki. Ben de öyle veya böyle bir şeyler paylaşarak beslenen ve hatta mutlu olan bir adamım. Lafım “paylaşmak için” gezen, okuyan veya yiyip içenlere!</p>
<p>Paylaştıktan sonra gelecek reaksiyonları düşünmek, o anın şimdiden daha keyifli geçmesine mi neden oluyor?</p>
<p>Ucundan tuttuğumuz şu hayatın çoğu zaten ‘çevrimiçi‘ geçiyor; çevrimdışı olduğumuz o ender zamanlarda da ‘aniçi’ olabilsek… Yaşanılan yaşansa hakkıyla.</p>
<p>Yoksa tüm bunların altında, geçtim kalabalık içinde olmayı, “sevgili yanındayken bile yalnız olduğumuz” gerçeği mi yatıyor?</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com"><strong>Tunç Kılınç</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/paylasmak-icin-yasamak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürüden Ayrılmak ya da Sürüde Kaybolmak</title>
		<link>http://www.destinam.net/suruden-ayrilmak-ya-da-surude-kaybolmak</link>
		<comments>http://www.destinam.net/suruden-ayrilmak-ya-da-surude-kaybolmak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 12:26:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Albategnius]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Futbolu]]></category>
		<category><![CDATA[bale müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Battani]]></category>
		<category><![CDATA[Beethoven]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[Cummings]]></category>
		<category><![CDATA[Dick Fosbury]]></category>
		<category><![CDATA[Fosbury Flop]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Hank Lusetti]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Ford]]></category>
		<category><![CDATA[Hipokrat]]></category>
		<category><![CDATA[hipotenüs]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[Kopernik]]></category>
		<category><![CDATA[Nicolaus Copernicus]]></category>
		<category><![CDATA[Pasteur]]></category>
		<category><![CDATA[Pete Gogolak]]></category>
		<category><![CDATA[Pisagor]]></category>
		<category><![CDATA[Pisagor Teoremi]]></category>
		<category><![CDATA[senfoni müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Sokrat]]></category>
		<category><![CDATA[Stravinsky]]></category>
		<category><![CDATA[tıp jargonu]]></category>
		<category><![CDATA[Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Western Roll]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=299</guid>
		<description><![CDATA[Kuralları Yıkanlar Mantıklı bir insan, sürüden ayrılmaz ve kendini dünyaya uydurur. Mantıksız bir insan ise sürüden ayrılıp dünyayı kendine uydurma hususunda ısrar eder. Dolayısıyla dünyadaki tüm gelişmeler sürüden ayrılmış mantıksız insanlar tarafından gerçekleştirilir. Bir matematik dehası olarak kabul edilen Pisagor, M.Ö. 6 yy.&#8217;da kendi adını taşıyan teoremiyle matematiğin kurallarını değiştirdi. Teorem temelini; &#8220;Bir dik üçgende, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuralları Yıkanlar</strong></p>
<p>Mantıklı bir insan, sürüden ayrılmaz ve kendini dünyaya uydurur. Mantıksız bir insan ise sürüden ayrılıp dünyayı kendine uydurma hususunda ısrar eder. Dolayısıyla dünyadaki tüm gelişmeler sürüden ayrılmış mantıksız insanlar tarafından gerçekleştirilir.</p>
<p>Bir matematik dehası olarak kabul edilen Pisagor, M.Ö. 6 yy.&#8217;da kendi adını taşıyan teoremiyle matematiğin kurallarını değiştirdi. Teorem temelini; &#8220;Bir dik üçgende, dik kenarlar üzerine kurulan karelerin alanlarının toplamı, hipotenüs üstüne kurulan karenin alanına eşittir.&#8221; düşüncesinden alır. </p>
<p>Teoremin matematiksel olarak c²=a²+b² şeklinde ifade edilmesiyle Pisagor, tamsayıların hatta rasyonel sayıların bile matematik için yetersiz olduğunu ispat etmiş ve irrasyonel sayıları bulmuştur. Pisagor; klasik anlayıştan ayrılmış, matematik kurallarını yıkmış ve değiştirmiştir. Aradan geçen yüzyıllara rağmen &#8220;Pisagor Teoremi&#8221;ni de irrasyonel sayıları da hâlâ kullanıyoruz.<span id="more-299"></span></p>
<p>Hastalıkların tedavisinde temizliğin ve dinlenmenin önemini keşfeden, hekimlerin tırnak uzunluklarına bile dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan, hastalıkların doğaüstü olayların değil, çevre faktörlerinin sonucu ortaya çıktığını savunan Hipokrat, döneminin tabularını yıkarak tıbbı hurafelerden temizledi. Ve bundan dolayı, ölümünün üzerinden iki bin beş yüz yıldan fazla zaman geçmiş de olsa, Hipokratsız bir tıp jargonu bugün bile düşünülemiyor. </p>
<p>Geometrik kavramların mimarı Battani, önce kendi bakış açısını sonra da insanların yıldızlara bakış açısını değiştirdi. Güneş yılını, en son bulgulara oranla çok az bir sapmayla 365 gün, 46 dakika, 24 saniye olarak hesapladı. Ay&#8217;ın hareketlerini tespit etti. Astronomik cetveli hazırlayan ilk bilim adamı oldu. Batı dünyası yıllarca Ay&#8217;ı onun ismi (Albategnius) ile andı. </p>
<p>Kopernik&#8217;ten önce Dünya&#8217;nın Güneş Sistemi&#8217;nin merkezinde olduğuna, Güneş ve diğer gezegenlerin onun etrafında döndüğüne inanılıyordu. Kopernik, Güneş&#8217;i yerli yerine oturtup dünyanın onun etrafında döndüğünü söylediğinde yer yerinden oynadı, ardından kilisenin dogmaları yıkıldı.</p>
<p><strong>Kapıları Açanlar</strong></p>
<p>Dört yaşına kadar konuşamamıştı. Tembel ve düşük zekâlı bulunduğu için de dokuz yaşındayken ilkokuldan atıldı. Oysa tarih boyunca yaşamış en zeki insanlardan biri olarak kabul edilen Albert Einstein, birçok engellere ve kötü muamelelere maruz kalmasına rağmen bilimi sevdiği şekilde yorumlayarak insanlık tarihine geçti. Teorileri ile ışık, enerji, hareket, yerçekimi, uzay ve zaman gibi esrarengiz kavramlara dair insanoğlunun tüm algısını değiştirdi. &#8220;Tanrı zar atmaz!&#8221;, &#8220;İnsanların önyargısını parçalamak, atomu parçalamaktan bile daha zordur!&#8221;, &#8220;Dahiler ve üstün yetenekliler her zaman sıradan akılların şiddetli muhalefetiyle karşılaşacaklardır!&#8221; gibi özlü sözleri de dünya üzerinde milyonlarca insan tarafından telaffuz edildi. </p>
<p>1968&#8242;deki Meksika Olimpiyat Oyunları&#8217;na kadar bütün yüksek atlamacılar alışılmış &#8216;Western Roll&#8217; tekniğiyle yarışıyorlardı. Yüzleri çıtaya dönük, vücutları paralel şekilde çıtayı geçmeye çalışıyorlardı. Fakat bu durum değişmek üzereydi. Pek tanınmamış bir atlet çıtaya yaklaştı ve 2.24 m&#8217;lik atlayışı ile yeni dünya rekorunu belirledi. Tek yaptığı, havalandıktan sonra tüm atletlerin aksine çıtaya yüzünü değil, sırtını dönmekti. Ayaklarını yukarı çekti ve dizlerini kırarak çıtanın üzerinden sırtüstü atladı. Atletin adı Dick Fosbury&#8217;di. </p>
<p>Yüksek atlamanın kurallarını yıktı ve kendi atlayış tekniğiyle en yüksek seviyeye sıçradı. Ve o günden sonra bu atlayış tekniği onun adıyla anıldı. Bugün yüksek atlamada hâlâ bu teknik (Fosbury Flop) kullanılıyor. </p>
<p>Van Gogh, bir çiçeğin zihnimizdeki yerleşik şekline dair kuralı yıktı. Freud, hastalıkların tedavilerine yönelik kuralı yıktı. Pasteur, salgınların geleneksel tedavi yöntemleri kuralını yıktı. Hank Lusetti, basket topunun nasıl atılması gerektiği kuralını yıktı. Pete Gogolak, Amerikan futbolunda topa nasıl vurulacağının kuralını yıktı. Stravinsky, bale müziğinin nasıl olması gerektiği kuralını yıktı. Beethoven, senfoni müziğinin kuralını yıktı. Cummings, şiirin yazım kuralını yıktı. Henry Ford, işçilere ne kadar ücret ödenmesi gerektiği kuralını yıktı. </p>
<p><strong>Tarih Cesurları Yazar</strong></p>
<p>Dünya tarihinde sanattan siyasete, tıbbiyeden askeriyeye, iktisattan astronomiye, ekonomiden spora kadar bütün yenilikler, değişim ve dönüşümler, bir kişinin cesaretle çıkıp mevcut kuralları yıkması ve yeni kuralları koymasıyla vuku bulmuş, sonrasında ise takipçileri olmuştur. Bu gözü kara aksiyonun mimarları bazen halkın el üstünde tuttuğu kahramanlar olmuş, bazen de insanları hakikate çağıran onları hayatı sorgulamaya davet eden Sokrat gibi, asi olarak vasıflandırılmış ve baldıran zehri içirtilmiştir. Fakat net olarak bildiğimiz şudur ki; ister asi ister kahraman olsun, bu insanlar kendilerini azimle, kararlıkla ve de en önemlisi cesaretle inandıkları doğrulara adamış, bu sayede değişim ve dönüşüm gerçekleşmiştir. Zira dünya tarihini avcılar yazmış olsa da tarih kitaplarında geçen aslanların sayısı bir hayli fazladır. Çünkü tarih, asi ya da kahraman ayrımı yapsa da cesurları hep yazmıştır.</p>
<p>Cesaret sahipleri, farklılaşan ve farklılaştıranlardır. Araştıranlar, sorgulayanlar, arayanlar, bulanlar, keşfedenler, icat edenler, inkılâp ettirenler; hep sıradanlığı reddeden, yapılmayanı yapma heveslisi, olmaz denileni olur kılma azimlisi bu cesur insanlardır. Eski köye yeni adet getirme meraklıları… Kısaca, sürüden ayrılanlardır… </p>
<p>Sürüden ayrılanı kurt mu kapar? Belki evet ama bunun doğru olduğuna inanırsak zaten ayrılmayanı da günün sonunda kasap keser. Hem belki kurt yok. Belki meşgul ya da uyuyordur. Belki bizi görünce o bizden korkacak. Belki tüm bunlar gerçek ama bizi yemesi için önce yakalaması gerekecek. Daha da önemlisi, bu sözü bize kim söylüyor? Kurt mu, yoksa sürüden ayrılmamamız için çoban mı? </p>
<p>Aslında gerçekler ve cevaplar her ne olursa olsun bizim ihtiyacımız çok basit; parçalanacağını bile bile kraliçeye çirkin olduğunu haykıran ayna kadar şahsiyet, &#8220;kral çıpla&#8221;k diye bağıran çocuk kadar da cesaret… </p>
<p>Ünlü İrlandalı yazar Bernard Shaw&#8217;ın bir sözünü sürü psikolojisine uyarlayarak bitirelim: &#8220;Mantıklı bir insan, sürüden ayrılmaz ve kendini dünyaya uydurur. Mantıksız bir insan ise sürüden ayrılıp dünyayı kendine uydurma hususunda ısrar eder. Dolayısıyla dünyadaki tüm gelişmeler sürüden ayrılmış mantıksız insanlar tarafından gerçekleştirilir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/suruden-ayrilmak-ya-da-surude-kaybolmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatı Erteleme</title>
		<link>http://www.destinam.net/hayati-erteleme</link>
		<comments>http://www.destinam.net/hayati-erteleme#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 13:42:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[hayatu erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[mutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[Bir çift konuşmaya başladığında, söz dönüp dolaşıp geçmişte birbirlerine yaptıkları yanlışlara, birinin söylediği ve diğerinin rahatsız olduğu bir cümleye, karşılanmayan bir beklentiye gelir. Söz konusu olan hep geçmiştir ve geçmişe gidildiğinde ilk akla gelenler olumsuzluklardır. İlk önce geçmişteki felaketleri, acıları anımsarız. Düşmanlık duygularımız, öfkemiz, öç duygularımız da geçmişte barınmaktadır. Mutsuzluğun temel nedenlerinden biri de; içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çift konuşmaya başladığında, söz dönüp dolaşıp geçmişte birbirlerine yaptıkları yanlışlara, birinin söylediği ve diğerinin rahatsız olduğu bir cümleye, karşılanmayan bir beklentiye gelir. Söz konusu olan hep geçmiştir ve geçmişe gidildiğinde ilk akla gelenler olumsuzluklardır. İlk önce geçmişteki felaketleri, acıları anımsarız. Düşmanlık duygularımız, öfkemiz, öç duygularımız da geçmişte barınmaktadır.</p>
<p>Mutsuzluğun temel nedenlerinden biri de; içinde bulunduğumuz anın dışına çıkarak, geçmişe yaptığımız huzursuzluk ve tedirginlik dolu yolculuklardır. Geçmişimizde hep olumsuzluklar mı var? Tabii ki hayır. Ama insanoğlunun tercihi çoğu zaman olumsuz olana gitmektir. Elbette yaşadıklarımızdan ders çıkarmalıyız ve bugünün sorunlarını bugün çözmeliyiz. Yarın çözmeye kalkarsak, yarın yaşayacağımız güzellikleri ve mutlulukları da sonsuz ve belirsiz bir geleceğe erteleriz.<span id="more-294"></span></p>
<p>Sürekli dönmesini beklediğimiz, ailenin dışarıda yaşayan bireyi gibidir &#8220;yarın&#8221;. Yarını bekleriz ama yarın hiç gelmez. İşlerimizi, eylemlerimizi, önemli kararlarımızı ve birçok şeyi yarına erteleriz. Ya da &#8220;Yarın geldiğinde acaba ne olacak?&#8221; merakı ve endişesi vardır zihnimizde. Her türlü kaygıyı ve endişeyi yarına yükleriz. Sevgimizi vermek, işimizi yapmak, bir şeyleri paylaşmak için yarını beklemeye başlarız. Yine korkularımız depreşir en acı haliyle. Ve yarın gelmez. Çünkü yeni günün adı yine &#8220;bugün&#8221;dür. Elimizde var olan tek zaman dilimi aslında &#8220;şu an&#8221;dır. Bir şey yapacaksanız, elinizdeki büyük fırsatı kullanın ve &#8220;bugün&#8221;, &#8220;şimdi&#8221;, &#8220;şu an&#8221; yapın ya da &#8220;gelmeyecek sonsuz geleceğe&#8221; erteleyin!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/hayati-erteleme/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu Adamın Gömleği</title>
		<link>http://www.destinam.net/mutlu-adamin-gomlegi</link>
		<comments>http://www.destinam.net/mutlu-adamin-gomlegi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 13:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[fakirlik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek zenginlik]]></category>
		<category><![CDATA[gömlek]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=291</guid>
		<description><![CDATA[Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldi, komşu ülkelerin hekimleri de çağırıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı. Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi. Adamları koşuşturdu. Ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldi, komşu ülkelerin hekimleri de çağırıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı. Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi. Adamları koşuşturdu. Ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan varsa toplayıp getirdiler. Falcılar, büyücüler hükümdara tek tek baktılar, bildikleri bütün numaraları yaptılar, ama hiçbiri herhangi bir iyileşme sağlayamadı.</p>
<p>Hükümdar artık iyiden iyiye umutsuzluğa düşmüşken günün birinde sarayının kapısına bir yaşlı kadın geldi. Bu kadın hükümdarın derdini nasıl çözeceğini bildiğini söylüyordu! Yaşlı kadını hükümdarın yanına götürdüler. Hükümdar yatağında doğrulamadan, &#8220;Söyle kadın!&#8221; diye güç bela konuştu: &#8220;Neymiş senin çaren!&#8221; Kadın bildiği çareyi anlattı: &#8220;Adamlarınız ülkeyi dolaşacak, ülkenin en mutlu adamını bulacak, onun gömleğini alacak ve size getirecek. Siz de bu gömleği giyince iyileşeceksiniz.&#8221;<span id="more-291"></span></p>
<p>Hükümdar emir verdi, adamları hemen ülkeye dağıldı. Önce en zenginlerin kapısını çalmaya başladılar. Ama hangi zenginle gidip konuştularsa onun hiç de tahmin ettikleri gibi mutlu olmadığı gördüler. Aralarından bir iki kişi, en değerli gömleklerini verdi. Hükümdar gömlekleri giydi fakat bunların da herhangi bir faydası olmadı. Böylece o gömleklerin sahiplerinin söyledikleri gibi mutlu olmadıkları ortaya çıktı. Hükümdar köpürüyor, adamları bütün ülkeyi adım adım dolaşıyor, artık zengin fakir dinlemeden mutlu insan arıyor ama bir kişi bile bulamıyorlardı. Durmaksızın dolaşırken susuz kalan hükümdarın adamlarından birkaçı dökülen bir kulübenin yanından geçmekteydi. Su istemek için yaklaştıklarında içeriden gelen sesi duydular. Bir adam kendi kendine konuşuyordu:</p>
<p>&#8220;Ne kadar mutluyum, karnımı da doyurdum, yarın çalışabilecek gücüm de var.&#8221;</p>
<p>Hükümdarın adamları suyu falan unutup hemen içeri daldılar. Bu son derece yoksul kulübede bir adam yere oturmuş, kâğıt üzerine serdiği peynir ekmeğin son kırıntılarını ağzına atarken bir yandan da sevinçle türkü söylüyordu. Hükümdarın adamları: &#8220;Nihayet bulduk!&#8221; diye adama doğru koştular, ancak tek bir mumun zayıf ışığında adamın gömleğinin olmadığını; buna rağmen de halinden memnun ve mutlu olduğunu gördüler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/mutlu-adamin-gomlegi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kafanı çarp, kapıyı çarpma!</title>
		<link>http://www.destinam.net/kafani-carp-kapiyi-carpma</link>
		<comments>http://www.destinam.net/kafani-carp-kapiyi-carpma#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 09:21:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[geride bırakılanlar]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayat terazisi]]></category>
		<category><![CDATA[pişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[pişmanlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kapıyı hızlı çarpıp çıkma! Geri dönmek zorunda kalabilirsin.&#8221; demiş büyüklerimiz. &#8220;Kapıdan kapıya değişir.&#8221; diye düşünebilirsiniz. Değişmez aslında. Bazen öfke, hırs ya da intikam, kalbinizi kapının çarpma hızından daha hızlı çarpar. Sevgilinizi, işinizi ya da en iyi arkadaşınızı terk ederken çarptığınız kapılar aynıdır. Hepsinde geride bıraktığınız insanlar vardır. Onları &#8220;sizsizliğe&#8221; mahkûm edip mutlu olurken, farkında olmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kapıyı hızlı çarpıp çıkma! Geri dönmek zorunda kalabilirsin.&#8221; demiş büyüklerimiz. &#8220;Kapıdan kapıya değişir.&#8221; diye düşünebilirsiniz. Değişmez aslında. Bazen öfke, hırs ya da intikam, kalbinizi kapının çarpma hızından daha hızlı çarpar. </p>
<p>Sevgilinizi, işinizi ya da en iyi arkadaşınızı terk ederken çarptığınız kapılar aynıdır. Hepsinde geride bıraktığınız insanlar vardır. Onları &#8220;sizsizliğe&#8221; mahkûm edip mutlu olurken, farkında olmadan kendinizi de onlardan &#8220;eksiltmiş&#8221;" olursunuz. </p>
<p>Bazen çarpma öncesinde &#8220;neden&#8221; sorusu gelir. Gelmezse bilin ki çarptığınız kapı bir daha size hiç açılmayacaktır. Hayat politika gibi değildir. Pişkinlik ve yüzsüzlük kaldırmaz. Pişmanlığa bile esnekliği çok azdır. Terazisi, &#8220;çıkarlardan&#8221; çok, &#8220;duygularla” tartar. Kefenin birine kırık bir kalp koyduğunuzda, diğerine ne koyarsanız koyun dengelemez. Kalp cam gibidir. Kırıkları yapıştırsanız da izleri yok edemezsiniz.<span id="more-285"></span></p>
<p>Sevgilinizi, &#8220;sevgisizlikten&#8221; değil, &#8220;“bencillikten&#8221; terk ediyorsanız, bundan sonra çarpacağınız daha çok kapı var demektir. Her &#8220;çarpıntı&#8221; hayatınıza attığınız bir çarpıdır. Bu çarpı, matematikteki görevini üstlenip &#8220;artırıcı&#8221; etki yapmaz. Görevini, &#8220;eksi&#8221;ye devreder. </p>
<p>İşyerinizi, yeni bir iş bulduğunuz için terk ediyorsanız, kapıdan girerken verdiğiniz sözleri hatırlamanız gerekir. Kimse hayatını aynı işyerinde geçirmek zorunda değilse de, sözlerini tutmak zorundadır. Tabi bu sözleri tutmak kendi elinde olduğu sürece… </p>
<p>Yasal zorunlulukları bir kenara atın. Patronun sizi Pazartesi çağırıp, Salı günü atma lüksünü de… Patron sizi gönderirken, geride kalanların durumundan çok kurumun devamlılığını düşünür. Kurum yoksa iş de yoktur. Hedeflenen satışa, kara ve verimliliğe ulaşmadıkça Pazartesi-Salı döngüsünden sıyrılmak da mümkün olmaz. </p>
<p>Siz giderken durum biraz daha farklıdır. Sevgilinizi terk etme nedeniniz işiniz için de ortaya çıkarsa &#8220;çarpı&#8221; işaretinin &#8220;eksiltici&#8221; etkisi bir kez daha devreye girer. Elinizdeki işleri devretmeden, geride kalanları zor durumda bırakarak &#8220;çarparsanız&#8221; bu kez birden çok kişiyi hayatınızdan eksiltirsiniz. </p>
<p>En iyi arkadaşınızı terk ediyorsanız vay halinize. Kaç kişinin &#8220;en iyi&#8221; arkadaşı vardır? &#8220;En iyi&#8221; arkadaşı edinmek kaç yıllık emek ister? &#8220;Kaç yılda&#8221; edinilen &#8220;en iyi&#8221; arkadaş, &#8220;kaç saniyede&#8221; harcanır? &#8220;En iyi&#8221;nin boşalttığı yeri doldurmak için kaç tane &#8220;iyi&#8221; gerekir? </p>
<p>Kapıları çarptıktan sonra kafayı çarpmamak için düşünmekte fayda var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/kafani-carp-kapiyi-carpma/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çirkin Ördek Yavrusu</title>
		<link>http://www.destinam.net/cirkin-ordek-yavrusu</link>
		<comments>http://www.destinam.net/cirkin-ordek-yavrusu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 17:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çirkin ördek yavrusu]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kuğu]]></category>
		<category><![CDATA[özenti]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Altınordu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=281</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Boynumu büktüğüme aldanmayın, ben üzgün değilim.&#8221; dedi kuğu. &#8220;Biliyorum, ne kadar güzelim ama farklıyım ya ben&#8230; Anladım ki onlardan değilim. İşte o yüzden ben yalnızım&#8230; Çünkü ben ayrıca&#8217;yım.&#8221; &#8220;Lâkin!&#8221; diye durakladı: &#8220;Hep korktum yalnız kalmaktan, sevilmemekten ve dışlanmaktan hep kaçındım. Eksikliğini duyacağım diye endişelendim onların. Anlayamadım yalnızlığımla bir olacaklarımı ben!&#8221; dedi, &#8220;Belki de bilinmezden korkuyorum.&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Boynumu büktüğüme aldanmayın, ben üzgün değilim.&#8221; dedi kuğu. &#8220;Biliyorum, ne kadar güzelim ama farklıyım ya ben&#8230; Anladım ki onlardan değilim. İşte o yüzden ben yalnızım&#8230; Çünkü ben ayrıca&#8217;yım.&#8221; &#8220;Lâkin!&#8221; diye durakladı: &#8220;Hep korktum yalnız kalmaktan, sevilmemekten ve dışlanmaktan hep kaçındım. Eksikliğini duyacağım diye endişelendim onların. Anlayamadım yalnızlığımla bir olacaklarımı ben!&#8221; dedi, &#8220;Belki de bilinmezden korkuyorum.&#8221;</p>
<p>Gülümsedi yaşlı adam şefkat dolu gözlerle: &#8220;Kalabalıkların içinde sahte yalnızlığını paylaşabilirsin belki ama&#8230;&#8221; dedi. &#8220;Sen eğer gerçekten bilemezsen kendini ve hala özenirsen diğerlerine, onlar gibi olmak uğruna kendi güzelliğini görmezden gelirsen, aslında kendinle bir olacaklardan vazgeçersin. Sen güzel kuğu, eksikliğin endişesiyle kalabalıklara gömülürken sen, yalnızlığın getireceği bolluktan vazgeçersin. Sen izin verdikçe kendine, seninle bir olacak her şey bereketle.&#8221; ve ekledi: &#8220;O yalnızlık dediğin sadece ayrıca&#8217;lık. Kendini kalabalıklarla kısıtlama ve yalnızlığın sınırsızlığında bolluğu yaşa.&#8221;<span id="more-281"></span></p>
<p>Nedense hep kalıplara girmişiz hep benzememiz gerekmiş birilerine. Nedense hep aynı insan yüzleri aynı makyajlar ve aynı bakışlar&#8230; Ve nedense hep aynı gülüşmeler, sürtüşmeler&#8230; Hep aynı. Aynı aynı aynı&#8230; Aynı olmanın; diğerleriyle örtüşmenin hafifliğine gizlenmişiz biz; saklanmışız kendimizden. Ne kadar aynı olursak o kadar kolay gizlenmişiz. Gizlenmişiz ya; aslında kaçarken yalnızlıktan, kalabalıkların orta yerinde yapayalnız kalmışız; çünkü dönecek bir &#8220;ben&#8221; bırakmamışız. Hep bir sevilme endişesiyle; ona, buna, oradakine, buradakine, ötekine, berikine benzeme sevdasına düşmüş içimizdeki kuğuyu işte böyle örtmüşüz. Gizlemişiz ya biz onu, dönüşememişiz o zarif kuğuya; birer çirkin ördek yavrusundan öteye gidememişiz. Aynı olmak uğruna serpilip büyüyeceğimiz güzelliğimizden işte böyle vazgeçmişiz.</p>
<p>Sen daha ne kadar aynı olmak için vazgeçeceksin kendinden? Onun kıyafetine, bunun konuşmasına, diğerinin duruşuna, ötekinin mesleğine, berikinin aşkına özeneceksin! Peki ya ne kadar onun istediği gibi biri olacaksın? Sen ne kadar kim olduğunu düşünmeden hep başkalarında gördüklerinle işlemeye çalışacaksın kendini? Ne kadar ben kimim demeden nefes alacak, kimseye benzemediğini ne zaman anlayacaksın? Sen, evet sen çirkin ördek yavrusu ne zaman güzelliğini göreceksin ve o zarif kuğuya dönüşeceksin? Sen yalnızlığın ayrıca&#8217;lığını ne zaman fark edecek ve birliğinde ayrıcalıklarınla bütünleşecek yalnızlığın bolluğuna ne zaman kavuşacaksın? NE ZAMAN? Sana bir sır vereyim çirkin ördek yavrusu, işte sen o zaman yalnız olmayacaksın, kendin gibi kuğularla bir olacaksın. İşte sen bolluğu, yalnızlığın ayrıcalığıyla tadacaksın.</p>
<p><strong>Zeynep Altınordu</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/cirkin-ordek-yavrusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgi Türleri</title>
		<link>http://www.destinam.net/sevgi-turleri</link>
		<comments>http://www.destinam.net/sevgi-turleri#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 16:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[çünkü türü sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[eğer türü sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Masumi Toyotome]]></category>
		<category><![CDATA[rağmen türü sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi türleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Japon düşünür Masumi Toyotome&#8217;nin sevgi üzerine söyledikleri: &#8220;Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir.&#8221; diye başlıyor Toyotome. &#8220;Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?&#8221; diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor. &#8220;Sevgi üç türlüdür.&#8221; Birincinin adı: Eğer türü sevgi&#8230; Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: &#8220;Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Japon düşünür Masumi Toyotome&#8217;nin sevgi üzerine söyledikleri:</p>
<p>&#8220;Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir.&#8221; diye başlıyor Toyotome. &#8220;Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?&#8221; diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor. </p>
<p>&#8220;Sevgi üç türlüdür.&#8221; Birincinin adı: <strong>Eğer</strong> türü sevgi&#8230; Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: </p>
<p>&#8220;Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.&#8221;</p>
<p>Toyotome, &#8220;En çok rastlanan sevgi türü budur.&#8221; diyor. Bir şarta bağlı, karşılık bekleyen sevgi. &#8220;Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu.&#8221; diyor yazar. &#8220;Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.&#8221; Yazara göre evliliklerin pek çoğu <strong>eğer</strong> türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil; hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne âşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.<span id="more-271"></span></p>
<p>En saf olması gereken anne &#8211; baba sevgisinde bile <strong>eğer</strong> türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor:</p>
<p>&#8220;Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle: &#8220;Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone&#8217;ye gittin!&#8221; diye bağırıyor. Delikanlı: &#8220;Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın.&#8221; diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. &#8220;Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı.&#8221; diyor yazar. &#8220;Delikanlı, babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!&#8221;</p>
<p>İnsanlar <strong>eğer</strong> türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. &#8220;Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir.&#8221; diyor, Masumi Toyotome.</p>
<p><strong>İkinci sevgi türünün adı: Çünkü türü sevgi&#8230;</strong></p>
<p>Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: &#8220;Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır&#8221;. Örnek mi? </p>
<p>&#8220;Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki&#8230; Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerler götürüyorsun ki&#8230;&#8221;</p>
<p>Yazar, <strong>çünkü</strong> türü sevginin, <strong>eğer</strong> türüne tercih edildiğini söylüyor. <strong>Eğer</strong> türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, <strong>eğer</strong> türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar, hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekileri sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.</p>
<p>Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Üstü açık BMW&#8217;si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. &#8220;O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?&#8221; diye soruyor Toyotome. &#8220;<strong>Çünkü</strong> türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz.&#8221; diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. </p>
<p>Birincisi: &#8220;Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?&#8221; korkusu. Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri. Öteki yalnız kendilerinin bildiği. &#8220;İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse&#8230;&#8221; korkusu buradan doğar. </p>
<p>İkincisi: &#8220;Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa&#8230;&#8221; endişesidir. </p>
<p>&#8220;Japonya’da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı&#8230; Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız bir kaç ay sonra kahrından ölmüş. Japon yazar, &#8220;Toplumdaki sevgilerin çoğu <strong>çünkü</strong> türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür.&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve işte sevgilerin en gerçeği!</strong></p>
<p>&#8220;Üçüncü tür sevgi benim rağmen diye adlandırdığım sevgi türüdür.&#8221; diyor yazar. </p>
<p>Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için <strong>eğer</strong> türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için <strong>çünkü</strong> türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide; insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? Rağmen sevgi&#8230;</p>
<p>Esmeralda, Quasimodo&#8217;yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına <strong>rağmen</strong> sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmaralda&#8217;ya Çingene olmasına <strong>rağmen</strong>&#8230; Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara <strong>rağmen</strong> sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile&#8230;</p>
<p>Burada insanın iyi, çekici, zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine <strong>rağmen</strong> olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar, &#8220;Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur.&#8221; diyor.</p>
<p>&#8220;Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.&#8221; Bunu böyle olduğundan nasıl emin? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. &#8220;Şu soruma cevap verin&#8221; diyor. &#8220;Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize &#8220;Yaşamamın ne yararı var?&#8221; diye sormaz mıydınız? Ve devam ediyor: </p>
<p>&#8220;Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birdenbire başınızın üstüne çökmez miydi? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim ki sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?&#8221; diye soruyor ve yanıtlıyor: &#8220;Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar.&#8221;</p>
<p>Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor <strong>rağmen</strong> sevgiyi: &#8220;Bu gün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni<br />
<strong>rağmen</strong> türü sevgiyi şu anda yaşıyor olmanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır.&#8221; Son sözlerinde biraz umutsuz, &#8220;Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok.&#8221; diye açıklıyor ve anlatıyor: &#8220;Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir.&#8221;</p>
<p>Peki, bu dünyada sevgi ne kadar var? Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi&#8230; Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda: </p>
<p>&#8220;Dünyadaki en büyük kıtlık, <strong>rağmen</strong> türü sevginin yeterince olmayışıdır!&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/sevgi-turleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı?</title>
		<link>http://www.destinam.net/hayalleriniz-mi-cok-yoksa-hayal-kirikliklariniz-mi</link>
		<comments>http://www.destinam.net/hayalleriniz-mi-cok-yoksa-hayal-kirikliklariniz-mi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 23:07:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Akyazı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kırıklıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hayaller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.destinam.net/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Size bir şey sormak istiyorum, demişti: &#8220;Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı?&#8221; &#8220;Ben de sana bir şey sorayım.&#8221; dedim. &#8220;Denizdekiler mi çok, yoksa kaçırdığın balıklar mı?&#8221; Denizde, kaç balık olur? Ama oltan, bir tanedir! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sınırlıdır. Oltan bir tanedir; ama deniz balık doludur! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Size bir şey sormak istiyorum, demişti: &#8220;Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı?&#8221; &#8220;Ben de sana bir şey sorayım.&#8221; dedim. &#8220;Denizdekiler mi çok, yoksa kaçırdığın balıklar mı?&#8221; </p>
<p>Denizde, kaç balık olur? Ama oltan, bir tanedir! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sınırlıdır. Oltan bir tanedir; ama deniz balık doludur! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sana bağlıdır. </p>
<p>Tarlaya kürek batırmak gerçektir; fakat tohum atmak hayal… Denize kova daldırmak gerçektir; fakat olta atmak hayal…</p>
<p>Hayal kırıklıkları olmasa, hayallerin kıymeti olur muydu? Senin çaban, bunun için kıymetli; alın terini değerli kılan bu… İyi ki, balıklar gibi deniz suyunda beslenmiyorsun da; balık tutman gerekli… İyi ki, solucanlar gibi besinin toprak değil de; toprağın cevabını bekliyorsun…<span id="more-269"></span></p>
<p>Hayaller balıklar kadar çok; fakat oltan bir tanedir veya iki tanedir yahut birkaç tanedir… Peki ya hayal kırıklıkların? Dilerim ki çok olsun ve çok kırılsın hayallerin, dökülsün yaşı gözlerinin. Çünkü bu senin zenginliğindir, bu senin öğretmenindir, bu senin gücündür, ısrarındır, sabrındır… Yarına kalıcılığındır… </p>
<p>Çok korkardım; ilk atışında bir kör balık yutsaydı oltandaki iğneyi? Ya ikinci atışında da topal bir balık düşseydi oltanın üstüne? Ya olsaydı bunlar ilk denemelerinde? </p>
<p>Bir bebeğin yürümesi; sayamayacağın kadar çok düşmesiyle mümkün! Hiç kimse, ilk taytay duruşundan sonra rap rap adım atmaya başlamadı… Şu an yürümekte olan herkes önce düştü; sonra gene düştü ve ardından tekrar düştü ve sonra bir daha düştü, bir daha ve on defa ve yüz defa daha düştü, öyle değil mi? Sen neden farklı olasın? Sen niye imtiyazlı olasın da hiç kimsenin elde edemediğine sahip olasın? </p>
<p>Eleğin ve eleği sallayışın ayırır hayal ile hayal kırıklığını, devam et! Oltayı atışın, iğneyi bağlayışın, yemi takışın ve hatta kenarda duruşun bile tesir eder balığın seni seçmesine… Fakat hep öğrenirsin, her defasında yine ve yeniden öğrenirsin… </p>
<p>Hayal kur, çalış, başarama… Hayal kur, çabala, ulaşama… Hayal kur, didin, kavuşama… Hayal kur, yorul, yetişeme… Hayal kur, koş, varama… Hayal kur, ümitlen, elde edeme… Hayal kur, devam et… Hayal kur, devam et… Hayal kur, devam et… Çünkü senin işin bu! Hayal kuracaksın ve devam edeceksin! Durmayacaksın! Yılmayacaksın! Öyle çok tekrar edecesin ki işini; artık bıkacak sana sataşmaktan, seninle zaman harcamaktan başarısızlık! </p>
<p>Bir insanın yapacağı en büyük hatalardan biri ne, biliyor musun? &#8220;Ya tutamazsam!&#8221; diyerek; denize olta atmaktan vazgeçmek! </p>
<p>Dilerim çok kırılsın, ama kırılmakla bitmeyecek kadar da çok olsun hayallerin!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.destinam.net/hayalleriniz-mi-cok-yoksa-hayal-kirikliklariniz-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
